|
Salı, 24 Haziran 2008 |
|
55 yaşlarında asık suratlı, hırslı,
dediğim dedik, fazlaca konuşmayı vakit kaybı olarak gören bir insandı İsmail
Bey. Doğduğu günden beri bir çocuğun yetişmesi için gereken yeterli ilgi ve
sevgiyi babasından hiç görmemişti. Babasının verdiği emirlere hep sadık kalarak
onun mesleğini yürütmüş, her zaman hayalini kurduğu mesleğini yapamamıştı.
Oysaki o doktor olacak tüm insanlara yardım edecekti. Liseyken babasıyla bir
defa konuşmayı denedi. Üniversite sınavına girerek hayatını kurtaracak izini
alamadı. "O zaman evlenmeme izin ver" dedi babasına. Yıllardır aşık olduğu ama
asla açılamadığı sacideyi okulun bittiği gün istemeye gitti annesi. Kız tarafı
şaşkındı. Kızlarının lise mezuniyeti için sevinemeden bir de görücüleri
ağırladılar. Uzun süre düşündükten sonra İsmail~in sacide için hayırlı bir
kısmet olacağına karar veren aile evliliği onayladı. İsmail Sacide'yi her şeyden
çok önemsemesine rağmen bir kere bile ona sevdiğini söylemedi. Sacide ile bile
çok nadir konuşup babasının dükkanındaki işine giderdi. Artık tek bir düşüncesi
vardı; çocuğu olursa doktor olacak ve tüm insanlara yardım edecekti. Evlendikten
iki yıl sonra Sacide bir kız çocuğu dünyaya getirdi. İsmail Bey, tıpkı babası
gibi davranıyor ve asla kızına sevgi göstermiyordu.
Kızını ilk ne zaman öptüğü sorulduğunda verdiği cevap bunu tarifleyen bir
nitelik taşıyordu. İlkokula başladığı gün ilk defa kızının yanağına bir öpücük
kondurmuştu. Yıllardır babasından korkan Semra tüm gün yüzünde kocaman bir
gülümsemeyle dolaştı okulda. Babası ilk defa diğer çocukların babaları gibi
davranmıştı. Babasıyla birlikte zaman geçirmek istiyordu ama yaşamı boyunca
neredeyse hiç böyle bir durum söz konusu olmamıştı. Üniversite sınavlarına
hazırlanırken sıkı sıkı tembihlenmiş tıp fakültesi dışında hiçbir tercih
yapamayacağı söylenmişti Semra'ya. Kızının ne düşündüğü hiç hesaba katılmıyordu.
Tıpkı babasının yaptığı gibi meslek seçiminde semraya yol gösterebilecek tek
kişi baba İsmail'di. Oysa o tıpçı değil de anaokulu öğretmeni olarak düşlemişti
mesleğini. Ters tepki verirse "hayırsız" evlat oluvereceğini çok iyi biliyordu.
Babanın dediğini emir saydı ve istanbulda tıp eğitimine başladı.
Ya Baba Sevgisi...
Hep bir şeyler eksik kaldı Semra'da. O güne kadar babasında bulamadığı sevgiyi
kendinden yaşça çok büyük insanlarla duygusal bir ilişki yaşayarak doldurmaya
çalışmış, defalarca babasından büyük cezalar almış ama bu durumun önüne
geçilememiştir. Şimdi evli bir işadamıyla beraber Semra...
Suç Kimin? Babanın mı, kızının mı?
İsmail Bey, babasına hep kırgın kaldı. Hayırlı evlat oldu ama yürümek istediği
yola konulan taş hiçbir zaman aklından çıkmadı ama kendine yenik düştü ve
aynısını kızına yaptı. Kişilerin yapmak isteyip de yapamadıklarını çocuklarına
yaptırmaya çalışmaları çok sık karşılaştığımız bir problem. Her insanın kendine
ait düşleri ve yapmak istedikleri olduğu tıpkı bu tabloda olduğu gibi çoğu zaman
hiçe sayılıyor.
Oysa çocuklarının gelecek planlarına saygı duyup, onlara nadiren ve kısa
cevaplar vermek yerine sevecen ve güven verici bir ses tonuyla anlaşıldıkları
duygusu verilebilseydi ne İsmail bey ne de Semra bu durumda olurdu.
Unutulmamalıdır ki, çocuğunuza karşı sergilediğiniz her davranış, söylediğiniz
her söz ileride size sergileyecekleri tutumun göstergesidir. Onu her
azarladığınız, her küçük düşürdüğünüzde içindeki sevginiz biraz daha azalıyor.
Her yıl haziran ayının 3. haftası hepinizin de bildiği gibi babalar günü olarak
kutlanıyor. Hep sevilen, öldüğünüzde sevgi ile anılan bir baba olmak hiçte zor
değil. Aile ile ilgili konularda fikrini almak, konuşurken tehditkar olmamak en
önemlisi de ona dokunmak sevildiğini hissettirmekten kaçınmayın. Hayatındaki
seçimlere siz karar vermeyin. Gerekirse seçimleri üzerinde beraberce konuşup
eksi ve artıları beraberce gözden geçirin. Aksi halde, sizin seçtiğiniz yolda ne
kadar başarılı olursa olsun içinden hep size kızacak bir evladınız olduğunu
unutmayın.
Bu gün başardığım ve elde edebildiğim her şeyde payı olan canım babam ve tüm
babaların babalar gününüz kutlu olsun. Her zaman sevgiyle anılmanız dileğiyle...
Psikolog Tuba Güngör
|