|
Batı, insanı otonom, rasyonel, kendi kendini yöneten bireyler
olarak tanımlamıştır. Birey kendi hareketlerinden sorumludur. Fakat, günümüzde
artık insanın bu tanımlamalara pek de uymadığı bilinmektedir. Tek olarak ele
alındıklarında bireyler rasyoneldirler fakat kolektif olarak ele alındıklarında
rasyonel davranışları azalma eğilimi göstermektedir. Le Bon, hipnotik telkin
kavramı ile bunu açıklamaya çalışmıştır. Ona göre, psikolojik bir grubun
yaşamına katılmak, bireyleri ilkel bir düzeye çeker ve bireylerin düşüncelerini,
duygularını ve eylemlerini derinden etkiler. Bireylerin davranışları duygusal ve
bilinçdışı faktörler tarafından kontrol edilir. Fakat le Bon'un yaklaşımı sosyal
yaşamın genel özelliklerini açıklamakta yetersiz kalmaktadır.
Sherif'in (1935) sosyal etki deneyi önemli bir noktadır. Bireyler, sosyal bir
referans çerçevesinden yoksun kaldıklarında ve belirsiz ya da kesin olmayan bir
gerçeklikle karşılaştıklarında yargıları ve algıları kesin olmaz ve değişkenlik
gösterir. Böyle bir durumda belirsizliği azaltmak için bilgileri değiş tokuş
edip bir ortak norm oluşturmaktan başka bir çareleri yoktur. Norm bir kez
oluştuktan sonra daha sonra gelen yargıların ve algılamaların referans çerçevesi
olur. Normun şekillenmesi, bireylerin gruplara dönüşmesini açıklar. Durkeheim
ile aynı doğrultuda olarak Sherif'in açıklamaları, kuralların varlığını,
fiziksel bir durumu sosyal bir duruma, fiziksel gerçekliği sosyal gerçekliğe
çevirmenin kriteri olarak alır. Bir nesne belirsiz olduğunda bir çok insanın
bağımsız yargıları birbirine yaklaşır ve bir objektif koordinatlar olmadığında
yargıların sabit olmasını sağlayan bir norm oluşur. Norm bir kez
oluşturulduğunda etkisini devam ettirir.
Ash, insanların diğer insanların görüşlerini gözleri kapalı kabul etmediklerini
fakat bağımsız ve rasyonel şekilde bu fikirleri benimsediklerini kanıtlamaya
çalışmıştır. Objektif gerçekliğin belirlenebilir olduğu bir durumda insanların
çoğunluğun baskısına boyun eğmeyeceklerini kanıtlamak için bir deney
tasarlamıştır. Burada oluşan norm sosyal değil rasyonel temelli olacaktır.
Deneyin sonucunda Ash, bireylerin kendi algıladıklarından çok diğerlerinin
söylediklerine inandıkları sonucunu bulmuştur. Ash elde etmek istediğinin tam
tersi bir sonuca ulaşmıştır: Konformite, bireyin gerçekliğe sırtını çevirdiği ve
körü körüne gruba bağlandığı bir olgudur.
Festinger (1950) ve Schachter (1951) de konformite olgusu ile ilgilenmişlerdir.
Onlara göre grupta bireyleri aynı şekilde hissetmeye ve davranmaya zorlayan bir
baskı mevcuttur. Bu baskının bir yönü, farklı oldukları diğer grup üyeleri
tarafından bireylerin reddedilme olasılılarıdır. Bir birey, çoğunluktan sapan
bir görüş öne sürer veya uygunsuz bir tavırla davranışta bulunursa bir çok üye
tarafından reddedilme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Gruptan dışlanma
ihtimali, bir çok bireyin grubun diğer üyeleri ile benzer şekilde davranmasına
yol açar. Konformite bireysel bakış açısından bakıldığında körü körüne
yapılıyormuş gibi görünse de, kolektif bakış açısından değerlendirildiğinde,
grup uyumu için ve grup hedeflerinin gerçekleştirilmesi için gereklidir.
Deutsch ve Gerard (1955) normatif ve informatif olmak üzere iki tür sosyal
etkiden bahsetmişlerdir. Her iki durumda da karşılıklı bağımlılık, her bireyi
politik, estetik, fiziksel ve diğer yargılarını değiştirmeye zorlar. Birinci
durumda, bu değişiklik ve konformite, bireyin çoğunluğun beklentilerini
karşılama isteğinden kaynaklanır. İkincisinde ise, birey, çoğunluğun görüşlerini
ve yargılarını objektif gerçeklik hakkında bilgi kaynağı olarak kabul eder. Bir
benzetme yapacak olursak, birey, "dört göz iki gözden daha fazla görür"
demektedir. Bu tanımlamaları göz önünde bulundurduğumuzda, Sherif'in ve Ash'in
deneylerinin informatif sosyal etkiyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz.
Kelley ve Shapiro (1954), konformitenin grup başarısının önünde durduğu ve grup
ilgilerine zıt yönde algılandığı durumlarda, yüksek bağlılığı (high-cohesion)
olan gruplarda düşük bağlılığı olan gruplara oranla daha az olacağını öne
sürmüşlerdir. Yüksek bağlılığı olan gruplarda bireylerin grup refahı ile daha
fazla ilgilenecekleri ve yakından bağlı hissettikleri çoğunluğun baskısından
daha az korkacaklarını düşünmek mantıklı görünmektedir. Fakat bu hipotezi
kanıtlayan verilere ulaşılamamıştır. Bu nedenle, konformitenin uyum sağlamayı
engelleyici ve grup refahına zarar verici olabileceği öne sürülebilir.
1960'larda sosyal etki araştırmaları, azınlık üzerindeki çoğunluk etkisinden
çok, azınlığın çoğunluğu etkilemesi konusuna odaklanmıştır. Sosyal etki bir
adaptasyon mekanizması olmaktan ziyade, bir değişim mekanizması olarak görülmeye
başlanmıştır. Ve değişim üzerine odaklanmak için konformite değil, yenilik (innovation)
üzerinde (azınlığın çoğunluk üzerindeki etkisi) çalışmak gerekmektedir.
Moscovici'ye (1976) göre , statülerine ve kapasitelerine bakılmaksızın, grubun
bütün bölümleri potansiyel etki kaynağıdır.
Çatışma, Konsensus ve Sosyal Etki
Etki, çatışmadan kaynaklanır ve bir konsensus için çabalar. Gruplar
heterojendirler. Bir gruba ait olan bireyler bütünüyle aynı bir dünyayı
paylaşmazlar. Sıklıkla, bireyler, gruplar, meslekler, uyuşmaz normları,
hedefleri, davranışları ve ilgileri olan diğerleri ile tartışma halindedirler.
Bir çok çoğunluk, kontrol edilmiş gerginliklerin ve hassas uzlaşmaların
sonucunda oluşmaktadır. Etrafımızdaki her şey tutumlarımızı pekiştirmeye, diğer
insanlarla olan fikir birliğimizi güçlendirmeye ve konsensusu canlı tutmaya
hizmet eder. Fikir uyuşmazlığı, istenmeyen ve gerilim yaratan bir durumdur.
Fikir ayrılığının iki yönü önemlidir. Birincisi, fikir ayrılığı bir farklılığa
işaret eder; farklı birinin yada bir şeyin varlığına, yabancı, alışılmadık bir
şeye. Ve her tür canlıda, yabancı bir birey ile karşılaşmak yada bir farklılık
görünümü, bir sosyal stres durumunu tetikler ve buda fiziksel ve organik panik
reaksiyonuna veya reddetme tepkisine yol açar. Bu görüş laboratuar deneyleri ile
de kanıtlanmıştır. Görüşlerinin, diğer insanların görüşlerinden farklı olduğu
söylenen bireylerin galvanik deri tepkilerinde artma saptanmıştır.
Burdick ve Burns (1958) ve Steiner (1966) şimdiki yada gelecekteki inanç yada
görüş farklılıklarının kritik faktör olmadığını öne sürmüşlerdir. Önemli olan,
farklılıkların olası bir çatışmanın belirtileri olarak algılanmasıdır.
Fikir ayrılığının ikinci yönü, bir kimsenin sosyal konsensus uğruna vazgeçtiği
gizil görüşleri, değerleri yada davranışları harekete geçirme gücüdür.
Bireyler normdan sapan bir görüş ile karşılaştıklarında, Ash'in deneyinde olduğu
gibi, büyük ölçüde rahatsızlık duyarlar. Bazıları gözlerine yada akıllarına
inanmazlar.
Çatışma dört faktör tarafından belirlenir: 1) görüşler arasındaki ayrılık 2)
alternatiflerin doğası 3) bağlanmanın etkisi 4) sapkın olanın dışlanma ihtimali.
1) Görüşler Arasındaki Ayrılık:
Bir çok insan bir şeyi tartışmak yada yargılamak için bir araya geldiklerinde ve
bir azınlık yada çoğunluk bizim görüşümüzle fikir ayrılığında olduğunda bir
gerilim yada tehdit hissederiz. Çünkü bu fikir ayrılığı fikirlerimizin yanlış
yada sapkın olabileceğini işaret eder. Fikir ayrılığı büyüdükçe diğerleriyle ve
kendimizle olan çatışma artar. Çatışma büyüdükçe, yeni bir konsensusun
oluşturulabilmesi için gereken değişim zorunluluğu da artar. Sonuç olarak,
ayrılık arttıkça etki de artar.
Goldberg (1954) yaptığı deney sonucunda, kurgusal bir etki kaynağının tepkisi
arttıkça deneklerin bir çoğunun, yargılarını kaynağın tepkisi doğrultusunda
değiştirdiğini bulmuştur. Fakat eğer, bir kimse bizimkinden büyük ölçüde farklı,
yani bizim evrenimizin dışında bir görüş öne sürerse bizi etkilemesi çok zordur
ve herhangi bir çatışma uyandırması güçtür.
Ayrılıklar çok büyük olduğunda inançlarda yada yargılarda değişim olmaz çünkü
ortada gerçek bir çatışa yoktur. Küçük bir ayrılık artmaya başlayınca etki de
artmaya başlar; ama eğer ayrılık artmaya devam ederse etki azalmaya başlar ve
son olarak, ayrılık çok fazla olduğunda etkinin miktarı çok azalır hatta yok
olabilir.
Bireyler fikir ayrılığından oluşan gerilimi, kendi fikirlerini değiştirmek
yerine, zıt görüşün kaynağını küçümseyerek yada zıt görüşün daha az mantıklı
olduğunu öne sürerek azaltabilirler. Fakat bir arkadaşla yada ünlü bir yazarla
olan fikir ayrılığını azaltmak oldukça zordur. Zimbardo (1960), arkadaşların
karaları arasındaki görünen sınır arttıkça, görüşlerini arkadaşlarının görüşleri
doğrultusunda değiştirdiklerini bulmuştur. Benzer şekilde, güvenilir ve sevilen
bir yazarın sahip olduğu görüş ile halkın yaygın görüşünün ayrılığı arttıkça,
yazarın halk üzerindeki etkisi de artmaktadır. Bunun tersine, yazarın
güvenilirliği azaldığında eğer ayrılık orta düzeydeyse görüş değişikliği de
artmaktadır.
Sonuç olarak, çatışma, grup üyeleri tarafından savunulan görüşler arasındaki
ayrılığın bir fonksiyonudur.
2) Alternatiflerin Doğası
Kategorik (süreksiz) değişkenlerle olan fikir ayrılığı ile değişken (sürekli)
değişkenlerle olan fikir ayrılığı aynı değildir. Eğer iki kişi bir nesnenin
rengi hakkında bir fikir ayrılığı içindelerse, fikirlerinin siyah ve beyaz,
yeşil ve mavi yada uzun ve kısa dalga boyunda olup olmadığına göre konuşmaları
ve uzlaşmaları farklılaşacaktır. Birinci durumda bir seçim içerilmektedir; ya
hep yada hiç seçimi. İkinci durumun içerdiği ise esnek sınırları olan bir
değerlendirmedir. Birinci durumda fikir ayrılığı hızla bir zıtlaşmaya
dönüşebilir; ikincisinde ise böyle bir ihtimal görünmemektedir.
Sosyal psikolojik açıdan baktığımızda, bir kişiyi kategorik bir tepki ile
etkilemek değişken bir tepki ile etkilemekten farklıdır. Süreksiz bir tepki ile
ilgili olan küçük bir fikir ayrılığı açık olarak bellidir fakat sürekli tepkiler
için bu böyle olmayabilir.
Eğer görüşler sürekli değil de süreksizseler aralarındaki çarpışma daha şiddetli
olacaktır. Yani aralarında daha az uzlaşmalar olacaktır.
2) Bağlılığın Etkisi
Koşullar ne olursa olsun bağlılığın her zaman aynı etkisi vardır: Bir yandan,
diğer insanların etkisine karşı olan direnç kuvvetlenir, diğer yandan, diğer
insanları etkileme eğilimi belirginleşir. Birinci etki, dışsal çatışmanın içsel
bir çatışmaya dönüşme olasılığının az olması gerçeğine bağlıdır. Çünkü fikir
ayrılığı daha düşük düzeyde bir anksiyeteye ve kişinin grup içindeki
tepkilerinin değeri hakkındaki şüphenin azalmasına neden olur. Yargılarının
değeri hakkında emin olan insanlar daha az değişirler. Bağlılık arttıkça uyumsuz
mesajların etkisi azalır. Aşırı uçtaki yada çok bağlı olan insanlar kendi
tepkilerinin doğru olduğuna grubu ikna etmek için ve görüşlerini gruba kabul
ettirmek için daha fazla çaba harcarlar. Ve genellikle başarılı olurlar,
konsensus onların lehinde olur. Sonuç olarak, ortak karar, tartışmadan önceki
bireylerin ortalama kararlarından daha aşırı uçtadır.
3) Sapkın Olanın Dışlanma İhtimali
Normal ve anormal olanın yada "bizim tarafımızda" veya "diğer tarafta" olanın
arasındaki ayrım küçük olduğunda çok fazla sorun çıkmaz. Fakat ayrım artmaya
başladığında görmezlikten gelinemez. Nemeth ve Endicott (1974) bir deney
yapmışlardır. Sonuçta, küçük görüş farklılıklarında bireyler mesajın "kendi
taraflarında" yada "diğer tarafta" olduğuna bakmazsızın görüşlerini
değiştirmişlerdir. Bununla birlikte, büyük görüş farklılıklarında görüşlerini
"kendi taraflarında" olan sapkın kişinin doğrultusunda değiştirmişlerdir. Sapan
kişi "diğer tarafta" olduğunda görüş değişikliği olmamıştır. Eğer orta düzeyde
bir liberalseniz orta düzeyde bir liberalden yada orta düzeyde bir tutucudan
eşit ölçüde etkilenme eğiliminde olursunuz. Fakat aşırı uçta bir liberalseniz,
sadece aşırı uçtaki bir liberalden etkilenir fakat aşırı uçtaki bir tutucudan
hiç etkilenmezsiniz.
Festinger'e göre (1950) uyumlu (cohesive) bir grupta herhangi türde bir fikir
ayrılığı, çoğunluğun sapkın olanı ikna etmeye yönelmesine yol açar. Sapkın kişi
çoğunlukla aynı fikirde olmamaya devam ederse grup tarafından aforoz edilir ve
sınırlarını yeniden çizer. Yani topluluk, üyelerinden birini, psikolojik olarak,
dışlar.
Uyuma yönelik baskılar her zaman mevcuttur. Fakat etkileri tek taraflı değildir.
Azınlığa olduğu gibi çoğunluğa da yöneliktir. Çoğunluğa yöneltilir çünkü
azınlığı kolayca elimine edemez. Azınlığa yöneltilir çünkü varlığı çoğunluk
tarafından çok zor bir şekilde kabul edilebilir. Keskin bir çatışma karşısında
çoğunluk üzerindeki baskı göreceli olarak daha fazladır. Bastırılmış bir çatışma
içindeyken ise azınlık büyük bir baskı altındadır.
Bir Görüşme Süreci Olarak Sosyal Etki
Sosyal etki karşılıklı etkileşim bağlamı içinde ele alınmalıdır. Etki bize
yöneltilmiş gücün bir şekli olarak görüldüğü müddetçe etki kaynakları, bağlı
olduğumuz fakat karşılıklı ilişkimizin olmadığı bir otoriteye dayanıyormuş gibi
gözükür. Böyle bir durumda karşılıklı bir ilişki, görüşlerin çatışması yada
sağlanabilecek bir konsensus yoktur. Fakat bir çatışma ortaya çıktığında bakış
açılarının değiş tokuş edilmesi, bir fikir birliğine ulaşma girişimleri ve
dolaysıyla karşılıklı etki olacaktır. Diğer insanlarla yada gruplarla etkileşim
halinde iken her birey yada alt grup kendi değer ve davranış sitemini ortaya
koyar ve karşısındakine bunu kabul ettirmeye çalışır. Yükselen gerilim
iletişimin kopmasına da neden olabilir. Bunu engellemek için her iki taraf da
görüşlerini yeniden şekillendirir. Çoğunluk, var olan konsensusu korumak için
her zaman daha fazla enerji ortaya koyar. Sayısal gücü yada bağımlılığı her ne
olursa olsun azınlık bunu her zaman reddedebilir. Bu reddedebilme gücü azınlığa
önemli bir güç verir.
Şu açıktır ki konsensus her zaman bir kişinin lehine olur. Her tip görüşme
farklı tipte sosyal etkiye uygundur. Çatışmanın çeşitli metotlarla ele
alınabileceği gibi bu modellere uyan farklı etki modelleri de vardır.
Davranışsal Bir Gramer
Birey yada grup diğerlerini bir şeye nasıl ikna eder? Etki bir görüşmeyi ima
eder, sözel yada başka bir şekilde. En önemli amacı genel olarak onaylanan bir
konsensusa ulaşmaktır. Bu konsensus orta zeminde bir uzlaşma olabilir. Böyle bir
konsensusa ulaşmak için ve tercihlerinden vazgeçmek için bazı üyeler için
fedakarlık ve zorluk içerebilir. Genel olarak, konsensus kabul edilir ve
içselleştirilse, bu bir taraf için kazanç bir taraf için kayıp olur. Her taraf
kazanmaya çalışır ve kaybetme riskini alır. Yani diğerini değiştirmek yada
diğeri tarafından değiştirilmek söz konusudur.
Görüşmelerde daha bilgili olmak yada daha güçlü olmak her zaman bir avantaj
değildir. Bazı zamanlarda bunun tam ters etkisi vardır; insanlar bunu adil
olmayan bir durum olarak görürler, sosyal hiyerarşide ayrıcalıklı bir yeri
olanların bir kötüye kullanımı olarak görürler. Böyle konumdaki kişilerin
herhangi bir etki girişimini reddederler. Zayıflık görüşme gücü olabilir. Bir
etkileşimdeki can alıcı faktör azınlığın ve çoğunluğun davranış tarzıdır.
Davranış tarzı kavramı, tepkilerin organizasyonu, dışavurumlarının uygunluğu ve
şiddeti anlamına gelir.
Davranış tarzları genellikle eşzamanlı olarak bir anlam ve bilgi taşır:
etkileşimin nesnesine olan içerikleri ve aktörün durumuna olan örüntüleri
içerirler. Sonuç olarak ilişkili iki tip sosyal baskı üretirler: etki kaynağı
tarafından savunulan tepkilere bağlı referanssal baskı ve verilen tepkilerdeki
tavra bağlı sonuçsal baskı.
Üç tür davranış tarzı üzerinde durulacaktır: otonomi, tutarlılık ve katılık.
Otonomi
Görüşlerdeki yada davranışlardaki bağımsızlık, bunu sergileyen kişi yada grup
hakkında pozitif duygular uyandıran bir niteliktir. Bağımsızlık gösteren grup
yada insanların objektif olduğu öne sürülür. Kişisel ilgilerinin ve öznel
tercihlerinin dışında bir düşünce tarzları olduğu düşünülür. Objektiflik,
otonominin bir özelliğidir. Objektif olarak algıladığımız bir kişinin bizi ikna
etmeye çalıştığını düşünmeyiz. Ve bizi ikna etmeye çalışmayan bir kişi bize
inandırıcı gelir. Herhangi bir etkileme girişimi olarak algıladığımız bir
harekete negatif bir şekilde karşılık veririz. Böylece, etki kaynağı objektif
olarak algılandığında görüş değişikliğinin daha fazla olacağını söyleyebiliriz.
Fakat yapılan çalışmalar sonucunda çıkan sonuca göre bir bireyin yada bir grubun
objektifliğinin eksik olduğu hakkındaki bir uyarı etkiyi azaltmamaktadır. Bunun
net bir açıklaması yoktur. Fakat, yapılan uyarı kişilerin söylenecek görüş
hakkındaki ilgilerini artırmış olabilir.
Bir kişi kendi ilgisinin aksine bir şey iddia ediyor göründüğünde bağımsız
olduğu izlenimini verir. Kısaca, göreceli olarak ilgisiz bir kaynak daha az
ilgisiz bir kaynaktan daha etkileyicidir.
Özetle, en objektif görünen kişi en büyük etkiyi yapar. Bu objektivite kendini
iki şekilde açığa çıkarır. Kişi sonuca tam bağımsızlıkla ve ilgisizce ulaştığı
izlenimini verir. Bir ikna etme baskısının varlığı yada yokluğu sonuçları
çelişkili olan belirsiz bir faktördür.
Tutarlılık
Davranışsal tutarlılık kesinliğin ve bağlılığın önde gelen işaretidir. Herkes
tutarlı bir bireyin (yada grubun) ne istediğini bildiğine, davranışlarının
sonucuna katlanmaya hazır olduğuna ve her türlü uzlaşmayı reddedeceğine inanır.
Değişme olanağı yoktur, diğer insanlar konsensus için ona boyun eğmek
zorundadırlar. Bir çok deney bir davranış tarzı olarak tutarlılığın etkililiğini
kanıtlamıştır.
İttifak (unanimity) oluşturmuş üç kişilik bir grup, oluşturmamış on kişilik bir
gruptan daha fazla etki yapar. Yani bireyler arası tutarlılık gruptaki birey
sayısından daha önemlidir.
Katılık
Katılık kavramı, aşırı uçta olmak ve esneklikten yoksun olmak anlamına gelir.
Azınlığın davranışı katı gözüktüğünde çoğunluğun, azınlığın bakış açısını kabul
etme ihtimalinin azaldığı deneylerle gösterilmiştir. Yine yapılan deneylerde,
samimi esnek bir davranışın dogmatik, tekrarlayıcı davranıştan daha etkili
olduğu kanıtlanmıştır. Esnek bir azınlık, katı bir azınlığa göre çoğunluğun
görüşlerini daha kolay değiştirir. Fakat şu da bilinmektedir ki, katı bir
davranış tarzının da etkisi olabilir.
Ruhsal ve Sosyal Gerçekliğin Parametreleri
Etkinin nasıl işlediğini anlayabilmek için ruhsal ve sosyal materyalleri anlamak
gerekir. Bunlar, kişilerin sosyal statüleri, kişilik özellikleri, arkadaşlık
ilişkileri, cinsiyetleri ve grupların büyüklüğüdür. Üzerinde duracağımız üç
özellik ise hiyerarşi, çoğunluğun büyüklüğü ve bağlanma gereksinimidir.
1) Hiyerarşi
Bize yakın olan kişilerle olan fikir ayrılıklarımızdan daha fazla etkileniriz ve
onlarla daha aktif olarak bir konsensusa ulaşmak isteriz. Yapılan çalışmalar,
sempati bağları, ortak geçmiş, grup kararlılığı, yani bizi birbirimize bağlayan
her şey karşılıklı etkiyi artırır. Montmollin'e (1977) göre arkadaşlık ve
tepkilerin benzerliği arasındaki bağ, hoşlandıklarımızın bilgililiğini fazla
görme ve hoşlanmadıklarımızınkini az görme eğilimimizi güçlendirir. Yüksek
mevkideki bireyler, alt düzeydekilerine göre her zaman daha fazla etki
sahibidirler. Ayrıca etki kaynağı bir uzman olduğu müddetçe görüş değişikliği
şansı daha yüksektir. Fakat uzmanların görüşlerinin tutarlılığı ve görüş
değişikliği arasında doğrudan bir ilişki vardır. Ayrıca, kişinin statüsü
yükseldikçe, diğerlerini etkileme olasılığı da artmaktadır. Yapılan bir
çalışmada ise üstten sadece bir kademe altta olan ve orta sınıfın bir simgesi
olan bir kişi en üst yada en alt statüde olan kimselere göre daha fazla
konformite sergiler. Birincinin konformite ile kazanacağı hiçbir şey yoktur,
ikincinin ise konformite ile kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Orta statüde olan
kişi konformite etmemesinden kaynaklanabilecek bir kaybın korkusu içerisindedir.
Sonuç olarak, bir kişinin sosyal derecelendirmedeki yeri ile yönelttiği maruz
kaldığı etki arasında kesinlikle bir korelasyon vardır. Fakat bu lineer bir
korelasyon değildir, bir kişinin hiyerarşideki konumu ile düzenli olarak
yükselmez. Hiyerarşik konumun etkisi konusu çalışmayı gerektiren bir konudur.
2) Çoğunluğun Büyüklüğü
Görüşü çoğunluktan farklılaşan bir kişinin altında kaldığı etki, çoğunluğun
kompaktlığı arttıkça artar. İttifak (unanimous) olduğu müddetçe çoğunluğun üç
kişiden yada on altı kişiden oluşup olmadığının hiçbir önemi yoktur. Fakat üç
sayısı sihirli bir sayı gibi gözükmektedir. Bu sayının aşağısında etki gruptaki
bireylerin sayısı ile orantılı olarak artar. Bu sayının üzerindeki sayılar
farklılık yaratmaz. Dört,ü beş, on yada on beş kişilik çoğunluklar arasında
üretilen etki açısından bir farklılık yoktur. Bunun nedeni kesin olarak
bilinmemektedir. Fakat bu sayıyla başlıyor olmanın grup normunu görünür ve
sarsılmaz yaptığı düşünülmektedir. Grubun psikolojik büyüklüğü, aynı anda aynı
yerde olan insanların değil, içerdiği bağımsız insanların sayısına eşittir.
Fakat ilginç bir sonuç, bağımsız insanların etkisinin sayıları ile arttığı fakat
üç kişiye ulaşıldığında etkinin stabilize olduğudur. Grup büyüklüğü üç kişiye
ulaştığında etki yükselişini durdurmaktadır. Üç kişilik iki grup insanın altı
kişilik bir grup insandan daha fazla etkisi vardır. Son olarak, iki insanın ve
iki grubun yada üç kişinin yada üç grubun etkisi karşılaştırıldığında grupların
etkisinin daha fazla olduğu görülmektedir. Bunun açıklaması şu şekilde olabilir:
eğer bir çok bağımsız kişi yada grup tek bir fikirde anlaşmışlarsa bu fikir daha
objektif görünür ve belki de bu fikrin yanlı olarak reddedilmesi tek bir
bireyden yada gruptan ortaya çıkan bir fikre oranla daha zor olur. Diğer
taraftan, azınlığın boyutu küçüldükçe, uyma eğilimi artar.
3) Bağlılık Gereksinimi
Yapılan bir çalışmada deneklerin benlik saygıları düştükçe grup baskısına boyun
eğilimlerinin arttığı bulunmuştur. Güçlü bir şekilde yakın ilişki gereksinimi
duyan denekler bir partnerleri varken daha az konformitede bulunmuşlardır, yakın
ilişki gereksinimi duymayan kişiler ise bir partnerin varlığında daha fazla
konformite göstermişlerdir. Birinci kişiler partneri grup baskısına karşı bir
destek olarak algılarken, ikinci kişiler partneri ek bir grup baskısı olarak
algılamışlardır. Bu sonuçlar konformist yada konformist olmayan kişilik
özelliklerinin olmadığını kanıtlamaktadır. Leventhal (1970) benlik saygıları
düşük olan insanların büyük bir korku uyandıran tek bir iletişim karşısında daha
az olasılıkta etki altında kaldıklarını ve kendileri hakkında iyi görüşleri olan
insanların ise davranışlarını değiştirme ihtimallerinin daha yüksek olduğunu
bulmuştur. Ayrıca heteronom insanların otonom insanlara oranla yargılarında daha
az eminlik taşıdıkları ve daha fazla konformitede bulundukları bilinmektedir.
Otonom insanlar boyun eğen insanın direnen insana göre daha çekici ve zeki
olduğunu düşünürler. Heteronom insanlar ise kendileri hakkında çok fazla görüş
sahibi değildirler ve yaptıkları eylemlere çok fazla önem yüklemezler, direnen
kişinin daha zeki olduğunu düşünürler. Sonuç olarak, sosyal baskılardan
etkilenmeyen, diğerlerine ihtiyaç duymayan bir insan tipi yoktur. Her kişilik
türü, diğerleriyle olan anlaşmazlıkları kendi tarzına göre çözer ve görüş ve
inanç değişikliklerini kendi tarzında yapar.
Üç Sosyal Etki Modalitesi: Normalizasyon, Konformite ve Yenilik
Çatışma ile ilgili etki üç şekilde görüşülebilir: normalizasyon, konformite ve
yenilik. Birincisi, çatışmayı uzlaşmalarla çözmeyi, ikincisi çatışmayı
çoğunluğun lehinde çözmeyi ve üçüncüsü ise grup konsensusunun azınlığın lehinde
değişmesi için çatışmayı yaratmayı yada güçlendirmeyi hedefler.
1) Normalizasyon
Normalizasyon, bir kişinin tarafındaki davranışın yada görüşün yavaş yavaş
değişmesi olarak tanımlanabilir. Amaç diğer insanların davranışlarında ve
görüşlerinde bir değişim yaratarak sonuçta entelektüel ve davranışsal yaygın bir
norm oluşturmaktır. Anksiyete üreten bir durumdan kurtulmak için bireyler, bunun
etkilerini ve diğerleriyle olan fikir ayrılıklarını azaltan herkes için memnun
edici olan bir konsensus oluştururlar. Sherif'in otokinetik etki deneyi
normların oluşturulmasına verilebilecek en güzel örneklerden biridir. Fakat
normalizasyon bütün bireyleri aynı oranda etkilemez. Aşırı uçtaki bireyler orta
düzeydekilerden daha fazla değişirler. Çünkü onların orta değerden olan
uzaklıkları daha fazladır. Uyaranın belirsizliği arttıkça daha fazla birey
birbirine yaklaşır. Riecken'e (1952) göre bir çok durumda ulaşılan konsensus bir
fikir birliğinden başka bir şey değildir. Konsensus grup tarafından kabul
edildikten sonra birey yalnız olsa bile etkisini gösterir. Özetle, normalizasyon,
fikir ayrılıkları için mantıklı bir çözüm arayan bir çok sosyal partnere
yöneltilen bir karşılıklı etki sonucu oluşur.
2) Konformite
Stabilite Problemi:
Stabilite problemi kendisini iki karşılıklı özel etki perspektifinin arasında
ortaya koyar; yasal çoğunluk perspektifi ve sapkın azınlık perspektifi. Bu
çatışma toplumda sadece bir yolla çözülebilir: azınlığın çoğunluğa boyun eğmesi
ile, yani otonom bir bireyi, heteronom bir bireye dönüştürülmesi ile.
Konformist Çoğunluk ve Sapkın Azınlıklar:
Konformite stabiliteye yol açan bir süreçtir. Bir lider yada grup tarafından
bireye yöneltilen fiziksel yada sembolik baskılar sonucu bireyin duygularının,
görüşlerinin yada davranışlarının değişmesi olarak tanımlanır. Ash'in klasik
deneyinde deneğin denemelerin %33'ünde ittifak halindeki gruba uyduğu
bilinmektedir. İttifak olmak (unanimity) neden bu kadar önemlidir? Çünkü grup
tutarlılığı için bağlanmayı gösterir, pozisyonunu korur ve bireye uzlaşma
istediğini bildirir. Eğer Ash'in deneyinde çoğunluğun yanlış cevabı ılımlıysa
konformitede bulunan denekler çoğunluğa aynı ılımlı tepkiyi verirler. Eğer bu
yanlış cevap aşırı uçtaysa, konformist denekler bir uzlaşma tepkisini kabul
ederler. İttifak halinde olmak (unanimity) bireydeki bütün sosyal çatışmaya
odaklanır ilk önce sapan kişinin pozisyonunu çoğunluğa gösterir ve ikinci olarak
ona grubundan başka bir alternatifi olmadığını hatırlatır. Bu, bireyin durumunu
çoğunluğa uymaktan başka bir çaresinin olmadığı kapalı bir duruma dönüştürür.
Milgram'ın (1974) klasik deneyi itaate en iyi örneklerden biridir.
Aynılığa (Uniformity) Karşı Karşılıklı-bağımlılık ve Baskı:
İttifak olmanın (unanimity) üç etkisi vardır. (1) çoğunluğa karşı çekicilik (2)
aynılığa karşı baskı ve (3) çoğunluğa karşı itaat. Uyumlu bir grupta fikir
ayrılığı ortaya çıktığında, çoğunluk sapkın olanı kendi görüşünü değiştirmesi ve
grubun görüşünü kabul etmesi için ikna etmeye çalışır. Gerçekliğe bakarak
görüşünü onaylatma yada başka birine dönme şansı yoksa, sapan birey sonunda
boyun eğer. Ve eğer boyun eğmezse sosyal bir ölü olur ve gruptan dışlanır.
3) Yenilik
Azınlık ve Çoğunluk Etkisi:
Bir grup insan çözmek zorunda oldukları bir problemle karşılaştıklarında iki tip
durum ortaya çıkar. Birinci durumda, görüşlerine yol gösterecek açık kurallar,
normlar yada modeller yoktur, böyle durumlarda insanlar tereddüt etme ve
göreceli olarak tutarsız davranma eğilimindedirler. İlk tepkileri, çatışmadan
kurtulmak için bir uzlaşma zemini ararlar. İkinci durumdaysa, çoğunluğun
halihazırda bir norm görevi gören konsensusu yada belirli bir bakış açısı zaten
vardır ve azınlık bilinçli olarak bunu değiştirme girişiminde bulunur. Azınlığın
ilk etkisi sosyal konsensusun reddedilmesi yoluyla her üyesine yöneltilen
baskıyla tutarlılık gösterir. Moscovici ve Lage (1976) tutarlı bir azınlığın
çoğunluğun görsel algısı üzerine etkisini araştırmıştır. Gruplar iki sahte ve
dört gerçek denekten oluşmaktadır ve deneklerden bir takım renk algısı
değerlendirmelerinde bulunmaları istenmiştir kullanılan bütün slaytlar mavidir.
Her denekten gördükleri basit renkleri yüksek sesle değerlendirmeleri ve
renklerin yoğunluklarını sayısal olarak ifade etmeleri istenmiştir. Sadece dört
gerçek denekten oluşan kontrol durumunun sonuçları, uyaranın oldukça belirgin
olduğunu ve slaytların mavi olduğunun kolayca anlaşılabildiğini göstermiştir. Bu
yüzden ne uyaranın belirsizliği ne de tutarlı bir çoğunluğun varlığı bu
durumdaki etkiyi kolaylaştırmamıştır. Deneysel koşulardan birinde sahte
deneklerden ikisi her denemede yeşil renk gördüklerini iddia etmişlerdir. Bu
yüzden gerçeklikle uyuşmayan bir yargıda bulunarak bireyler arası bir tutarlılık
göstermişlerdir. İkinci deney koşulunda ise sahte denekler slaytların üçte
ikisinin yeşil olduğunu söylemişlerdir. Sahte denekler bireyler arası
tutarlılığı korumuş olsalar da birey içi tutarlılığı kaybetmişlerdir. Üçüncü
koşulda ise sahte denekler tamamen tutarsız tepkiler vermişlerdir. Sonuçlar
göstermiştir ki gerçek deneklerin yargısı sadece birinci deneyde etkilenmiştir,
diğer iki koşulda da etki olmamıştır. Azınlığın tutarlı davranışı çoğunluğu
etkilemiştir.
Azınlık Etkisini Arttıran yada Azaltan Faktörler:
Nemeth ve Wachtler (1974) yaptıkları çalışmanın sonuçlarında azınlık durumundaki
kişinin otonom ve tutarlı olarak algılandığı durumlarda etkisinin artığını
bulmuşlardır. Yapılan diğer çalışmalarda katı azınlıkların esnek azınlıklara
oranla daha fazla etkide bulundukları sonucuna ulaşılmıştır. Başka bir değişle
iki azınlığın birbirine yaklaşması, aşırı uçta ve inatçı olduklarında, etkide
bulunmalarını kolaylaştırmaktadır. Maass, Clalk ve Haberkorn (1981)
göstermişlerdir ki; azınlık kişisel-ilgi (self-interest) gösterdiğinde etkisi
azalmaktadır. Çünkü daha az objektif algılanmaktadır.
Gruplar, Azınlıklar ve Normlar:
Grup üyelerinin oluşturduğu bir çoğunluk bütün uzlaşmaları reddeden tutarlı bir
azınlık ile karşılaştığında grup normunu sapkın olanın pozisyonu doğrultusunda
değiştirmekten başka alternatifi yoktur. Görüldüğü gibi, azınlık sadece etkinin
hedefi değil aynı zamanda kaynağıdır. Reddetme olanağı olmayan gruplarda azınlık
tutarlı olduğunda en üst düzeyde etkiyi göstermektedir. Bir gruptaki aynılığa (uniformity)
yönelik baskılar azınlık ve çoğunluğun davranışlarına bağlı olarak hem yenilik
hem de konformite yönünde işleyebilir. Nemeth (1983) yaptığı çalışma sonucunda
konformite koşulundaki etkinin yenilik koşulundaki etkiden daha fazla olduğunu
bulmuştur.
|