|
Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 13.
Psikiyatri Kliniği Şefi Doç. Dr. Kemal Sayar, özgüven eksikliğinin ve öğrenilmiş
çaresizliğin Türkiye'de yaratıcı fikirlerin gelişmesine en büyük engel olduğunu
söyledi. Sayar, Türkiye'de yeterince yenilikçi düşünce ve girişimci fikrin
gelişmediğini savundu. ''Özgüven eksikliği ve öğrenilmiş çaresizliğin Türkiye'de
yaratıcı fikirlerin gelişmesine en büyük engel'' olduğunu ifade eden Sayar,
''Birey ilk çocukluk yıllarından itibaren hem ailede hem de okulda etkisiz,
güçsüz olarak yetiştirilmektedir. Kuralları büyükler koyar, çocuklar ne
yaparlarsa yapsınlar bu durumu değiştiremezler. Bu da onları sessiz ve derinden
ilerleyen bir çaresizliğe itmektedir'' dedi. Sayar, ailenin çocuk yetiştirme
tutumunun yaratıcı fikir açısından önemli olduğunu belirtip, şunları söyledi:
HEP BİRİNİN ELİNİ TUTACAK
'Türkiye'de aileler otoriterdir. Uyulması gereken pek çok kural vardır. Mesela,
yemek yemeyi öğrenirken anneler çocuğun eline kaşığı veremez bir türlü. Aradan
oldukça zaman geçtikten sonra çocuk kendi kaşığını tutabilir. Oysa bugün
biliyoruz ki bebeklikten itibaren çocuk dış dünyayla ilişki içindedir, olayların
farkında olur. Kendi kaşığını bile tutmasına izin verilmediğinin farkındadır.
Çocuklar, yolda da serbestçe yürütülmez. Hep birinin elini tutmak, ona bağımlı
olmak zorundadırlar. Çoğu zaman, gördükleri ilginç bir hayvanın, nesnenin
peşinden koşamazlar. Çoğu aile çocuğunun anlattıklarını dinlemez ya da dinler
ama önemsemez.
HAYALLERE GEÇİT YOK
Hayal kurmak yaratıcılığa giden önemli bir yoldur ancak çocukların bu ülkede ne
kadar hayal kurabildiği ya da hangi hayalleri kurduğu çok şüpheli bir konudur.
Ailede böyle yetiştirilen bir çocuk okula gittiğinde daha büyük bir hiyerarşiyle
karşılaşır.'' Sayar, okulların bireylerin büyük sosyal topluluklarla ilk
karşılaştığı, aile dışında yeni bir ortam görerek fikirlerinin farklılaştığı bir
çevre olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti: ''Çocukların yaratıcılığına
katkısı olduğu düşünülmektedir. Ne var ki böylesine bir hiyerarşik düzende,
öğretmenler ve okul yönetiminin büyük çoğunluğunun zaten bütün kuralları
belirleyip çocuğa bir şeyler yaratmak için fırsat, zaman, yer bırakmadığı,
bırakamadığı bir düzende, çocuklar yenilikçi fikirlerden giderek
uzaklaşmaktadırlar. Yaratıcılığı deestekeleyen en bilimleri dersleridir.
Türkiye'de pek çok okulun fen laboratuvarı bulunmamaktadır, olsa da malzeme
sıkıntısı yaşanmaktadır. Okullarda en çok vurgulanan temalardan biri geleceğin
çocukların ve gençlerin elinde olduğudur, ancak pek çok kez olumsuz geri
bildirim alırlarhayallerine önem verilmemektedir'' dedi.
CESARET VE İNANÇ YIKIMI
Bu durumun bireyin kendine olan güveninin de azalmasına yol açtığını dile
getiren Sayar, ''Bir şeyler üretebileceğine, başarabileceğine inanmayan birey,
herhangi bir fikir ortaya koyamamaktadır. Erken çocukluk döneminden itibaren
böyle yetişen bireyler, büyüyüp bir şeyleri değiştirebilecekleri, etkilerini
gösterebilecekleri yaşa geldiklerinde bunun asla gerçekleşmeyeceğine inanıp
harekete geçmezler. Ne yaratıcı bir fikir üretme ne de girişimde bulunmak için
cesaretleri ve inançları vardır'' diye konuştu.
Kaynak:
http://www.bugun.com.tr
|