|
"Çok sakin bir bebeğim vardı. Mama saatinde karnını
doyuruyor, altını temizledikten sonra yatırıyordum. Ben tekrar yanına gidene
kadar ağlamıyordu. Dikkatimi çeken ilk şey, yanına yaklaştığımda kucaklamam için
kollarını kaldırmaması, oyunlarıma hiç karşılık vermemesi oldu..."
"Bebeğim doğduğundan beri adeta bir kabus yaşıyoruz. Bütün gün akşama kadar,
bütün gece sabahlara kadar sürekli ağlıyor. Mamasını yedirmek, altını temizlemek
mümkün değil, ancak kucakta sallanırsa veya arabasında gezdirilirse biraz
sakinleşiyor..."
Eğer siz de çocuğunuzda yukarıdaki ifadelere benzer davranışlar gözlemliyorsanız
bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Çocuk dendiğinde aklımıza neşe, canlılık,
bitmek ve tükenmek bilmeyen bir enerji gelir. Genellikle çevremizde bu tip
çocuklarla karşılaşır ve onların oyun ve hayal dünyalarını hayretler içinde
seyrederiz.. Aslında çocukları sevimli ve cana yakın yapan bu özellikleridir.
Ancak çevresinde olup bitenlere karşı ilgisiz , dış dünya ile adeta bağını
koparmış, kendi dünyasında yaşamaya çalışan çocuklar da vardır. Bu çocukların en
belirgin özellikleri sosyal ilişki kurmadaki yaşadıkları güçlüklerdir. Bu
nedenle bebeklik dönemi sonrası toplum içinde bu çocukları hemen fark
edebilirsiniz. Etraflarında örülü o kalın duvarı aşmak hatta bir pencere olsun
açabilmek için hayli zorlanacağınız bu çocuklara otistik çocuklar denmektedir.
Otizmde, çocukta iletişim ve etkileşim eksikliği ile birlikte sürekli tekrar
eden davranışlar ve çok sınırlanmış bir ilgi alanı görülür.
Doğumdan sonra çocukta görülen göz takibi, göz kontağı, gülümseme, etraftaki
insanların farkında olma iletişimin ve etkileşimin göstergesidir. Bu özellikler
her yaş seviyesine göre farklılık gösterir. Konuşmanın gelişmesi, göz kontağı,
duygu alışverişi, etrafa karşı ilgi, özellikle insanlara ve kendi yaşıtlarına
karşı olan sosyal ve duygusal ilgi çocuğun aile ve toplum içerisinde sağlıklı
bir şekilde gelişmesi için gereklidir. Otizmde çocuğun kendi kendini belli bir
alana sınırlaması, kendi dünyasını kurması ve bu dünyanın ritüelleri ve kendine
has davranışları ile hayatına devam etmek istemesi söz konusudur. İçe çekilme
ile beraber insanlara olan ilgi azalmakta, sosyal alanda gerekli olan iletişim
ve etkileşim becerileri geri kalmakta, birey otistik çerçevede nesnelerin
dünyasına kendisini hapsetmektedir. Dolayısıyla bu durum onun normal gelişimini
bozmaktadır.
Sizlere otizmin tanımını kısaca yaptıktan sonra biraz da nedenlerinden bahsetmek
isterim. Bir taraftan otizmin gelişimsel bir hastalık olduğu düşünülürken diğer
taraftan da nedeni konusundaki araştırmalar uzun yıllardan beri devam ediyor.
Hastalıkla birlikte zeka geriliği ve epilepsi (sara) nöbetlerinin sık görülmesi
de biyolojik nedenlerin daha ön planda olduğunu gösteriyor. Ancak kardeşler ve
ikizler üzerinde yapılan araştırmalar, genetik faktörlerin önemli olduğunun
altını çiziyor. Uzun yıllar otizmin nedeni olarak anne - bebek arasındaki
iletişimsizlik konu edilmiş ve annelerin çocukla duygusal ilişki kurmada
yetersizliklerini anlatmak için buzdolabı anne yakıştırması yapılmıştır. Fakat
daha sonra aynı anne - babadan doğan diğer çocuklarda benzer sorunların olmaması
ve tüm otistik çocukların annelerinin de buzdolabı anne modeline uymaması bu
görüşü destekleyen verilerin yetersiz kaldığı fikrini doğurmuştur. Otizmin
ensefalit (beyin iltihabı), frajil x sendromu (genetik zeka geriliği),
fenilketonüri (aileden kalıtım yoluyla geçen zeka geriliği) ve doğumsal
kızamıkçık enfeksiyonu gibi bazı tıbbi durumlarla birlikte daha sık görülmesi,
hastalığın nedenini nörobiyolojik alanda arama zorunluluğunu gündeme
getirmiştir. Kısaca, görüldüğü gibi otizmin nedenleri hakkında somut bir
açıklama henüz yapılamıyor.
Otizmde tedavi sürecine baktığımız zaman kesin çözümün olmadığını ancak
davranışların çeşitli yöntemlerle bir dereceye kadar düzeltildiğini görebiliriz.
Bu süreçte uzmanlar kadar anne ve babaların rolünün de çok önemli olduğunu
belirtmekte yarar görüyorum. Genel olarak baktığımızda otistik bozukluğun
tedavisi gerekli eğitim ile gelişmemiş sosyal becerilerin kazandırılmasına ve
eksik kalmış iletişim becerilerinin takviyesine yöneliktir. Eğer bunlara eşlik
eden belirtiler (hiperaktivite, kendine zarar verici davranışlar, hırçınlık,
eğitime uyumsuzluk, zeka sorunları, vb) varsa bunlara yönelik davranışçı
yaklaşımların yanı sıra ilaç tedavisi de yapılmaktadır. Yurtdışında farklı
tedavi yaklaşımlarından bazıları vitamin tedavisi, diyet, sekretin tedavisi vb.
tedavi türleridir. Bu tedavi türleri ülkemizde yaygın olarak kullanılmamaktadır
ve tedavi ediciliği konusunda kesin veriler bulunmamaktadır.
Yukarıda da belirttiğim gibi tedavi de anne ve babanın rolü çok önemlidir. Temel
tedavi özellikle anne baba tarafından ısrarla eğitimin devam ettirilmesidir.
Kısacası tedavideki temel unsur eğitimin sürekliğiliğidir. Bunların dışında
çocuğun eğitime başlama yaşı da önemlidir. Ne kadar erken müdahale edilirse
sonuç o kadar iyi olmaktadır. Otizm belirtileri olan çocukların mümkün olan en
kısa zamanda tedavi ekibi ile irtibat kurması ve tanı kesinleştikten sonra
gerekli tedavi planının hemen uygulanması gerekmektedir. Otistik çocukları idare
etmenin güç olması nedeni ile anne babalara yönelik aile terapileri, motivasyon
ve yönlendirme çok önemlidir. Bu konuda anne babaya psikososyal destek vermek
tedavi sürecinin kalitesini arttırır.
Son olarak şunu belirtmek isterim çocuklarınızla olan iletişiminizde samimiyeti,
dürüstlüğü ve sabrı eksik etmemenizi öneririm. Hepinize mutlu ve sağlıklı günler
dilerim...
Psk. Merve SARAÇOĞLU
|