|
Son 30 yılda belirgin artış gösteren ölümcül hastalıklar, hava ve çevre
kirliliği, beslenme konusunda herkesin daha duyarlı olmasına neden oldu. Bazı
insanlar daha temiz bir hava solumak, sağlık kalitesini arttırmak için büyük
şehirlerden daha bakir kalmış kasabalara yerleşti. Bazıları da kendi sebzesini
balkonlarda saksılarda ya da bahçelerinde yetiştirmeye başladı. Ancak biz ruh
sağlıkçıların literatürüne yeni girmiş öyle bir grup insan var ki, toprağa
kendi ektiği sebzesini çıkardıktan 15- 20 dakika içinde tüketmesi gerektiğine
inanıyorlar, endüstriyel koşullardan geçmiş besinleri yemeyi kesinlikle
reddediyorlar ya da besinlerin hazırlandığı bu ortamlara giderek bizzat kontrol
ediyorlar. Günlerinin en az 3- 4 saatini aldığı besinlerin nereden, ne şekilde
oluştuğunu araştırmakla geçiriyorlar. İşte, henüz psikolojik sınıflandırmaya
girmemiş olan bu rahatsızlığa ‘orthoreksia nervosa’ adını veriyoruz.
Bu rahatsızlığı olan kişiler, sadece kendilerinin yetiştirmeye özen
gösterdiği çiğ sebze ve meyveleri tüketme eğilimindedirler. Katkı maddesi
taşıdığı düşüncesiyle yiyeceklerinde yağ, tuz ve şeker kullanmaktan kaçınırlar
fakat bu besinlerden kaçınma, ileriki süreçte vitamin, mineral eksikliği, kemik
erimesi gibi rahatsızlara yol açabilir. Gün içinde aldığı ya da sonraki
günlerde alacağı besinlerin ne koşullarda yetiştiğini araştırıp, gerekirse
üreticinin bulunduğu yere birçok ziyarette bulunup besinlerin üretim sürecini
kontrol ederler. Ertesi gün yiyeceği yemeği bugünden planlamaya başlarlar ya da
haftalık plan yaparlar. Başka bir yere ziyarete gittiğinde ikram edilen
yiyeceğin ne şekilde oluştuğunu, nasıl yapıldığını ya da nereden alındığını
sorduktan sonra çok az bir miktar yer ya da hiç yemez. Eğer yerlerse de
pişmanlık duyabilirler.
Doğal yiyeceklerle beslenme konusu herkesin tercih edebileceği normal bir
durumken, orthoreksia rahatsızlığı olan kişiler günlük yaşamlarını tamamen
besinlerin oluşum aşaması üzerine kurup, zamanla çevresindeki kişilere ve
gıdalara güvenmemeye başlarlar. Aslında bu durumun altında günlük hayatın
stresinden kaçınma ve özgüven eksikliği yatar. Kişi ayrıca sürekli yediği ve
yiyeceği besinleri düşündüğü için sürekli bir kaygı halindedir. Bu kaygıyı
çevresindeki insanlara da yansıtır ve onları da beslenme konusunda kendi
istediği doğrultuda yönlendirmeye başlar.
Bu rahatsızlığa yakalanan insanlar genelde 20- 50 yaş grubu ve çoğunlukla
şehirli kadınlardır. Sosyoekonomik ve sosyokültürel düzeyleri yüksektir.
Orthoreksia, bu insanların iş ve sosyal hayatlarını etkilediği gibi aile,
evlilik ve cinsel hayatlarını da doğrudan etkiler.
Bu tür rahatsızlığı olan kişiler, temelinde kişilik, kaygı ya da davranış
bozuklukları olabileceği düşünülerek bir psikoloğa yönlendirilip bireysel terapi
ya da grup terapisi ile tedavi olmaları gerekmektedir.
Uzm. Psk. Merve Saraçoğlu
|