|
İntiharda ailenin rolüne geçmeden önce ailelerin tutumlarını
sınıflamak doğru olacaktır:
1. Baskıcı – otoriter tutum:
Aşırı baskılı, otoriter tutum, çocuğun kendine olan güvenini ortadan kaldıran,
onun kişiliğini hiçe sayan bir tutumdur. Anne veya babadan birisi veya her
ikisinin baskısı altında olan çocuk, sessiz, uslu, nazik, dürüst ve dikkatli
olmasına karşılık, küskün, silik, çekingen, başkalarının etkisinde kolay
kalabilen, aşırı hassas bir yapıya sahip olabilir. Suçlayan, cezalandıran ve
sürekli karışan ana babaların çocuklarının kolayca ağlayan çocuklar olduğu
görülür. Baskı altında büyüyen çocuklarda isyankar vaziyet alışlarla birlikte,
aşağılık duygusu gelişebilir.
2. Koruyucu tutum:
Ana babanın aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen
göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucu olarak çocuk, diğer kimselere aşırı
bağımlı, güvensiz, duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilir. Daha çok anne
çocuk ilişkisinde ortaya çıkan bu aşırı koruyuculuğun ardında, annenin duygusal
yalnızlığı yatmaktadır. Bu yaklaşım çocuğun otonom (kendi kendini yöneten) bir
birey olmasını engeller, sosyal gelişimini zedeler, bağımlı bir kişi olmasına
sebep olur.
3. Gevşek tutum:
Çocuk merkezci aile, genellikle orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan ailelerde
ya da çocuğun kalabalık yetişkinler grubu içinde yetişen tek çocuk olması
halinde sıklıkla rastlanır. Böyle bir ortamda çocuk, ailede insiyatif sahibi tek
kişidir ve onun isteklerine aile kayıtsız şartsız uyarlar. Çocuklarına boyun
eğen anne ve babalar evde onların egemenliğini kabullenen kişilerdir. Bu tür
ailelerde, çocuklar anne ve babalarına hükmeder ve onlara çok az saygı
gösterirler. Bu çocuklar, yalnız anne ve babalarıyla yetinmeyip zamanla ev
dışındaki kimselere de egemen olmanın yollarını arayan bir birey haline
dönüşürler.
4. Dengesiz ve kararsız tutum:
Buradaki dengesizlik ve tutarsızlık, ana baba arasındaki görüş ayrılığında
olabildiği gibi, anne ve babanın gösterdiği değişken davranış biçiminde de
görülebilir. Bu durumda çocuk hangi koşulda nasıl davranacağını bilemez. Hangi
davranışının “uygun olan davranış”, hangisinin “uygun olmayan davranış”
kategorisine girdiğini kestiremez. Bu da önceleri çocukta bazı iç çatışmaların,
huzursuzlukların ardından da dengesiz ve tutarsız bir yapının oluşumuna sebep
olabilir.
5. Güven verici, destekleyici ve hoşgörülü tutum:
Ana babaların çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları, onları desteklemeleri,
çocukların bazı kısıtlamalar dışında, arzularını diledikleri biçimde
gerçekleştirme-lerine izin vermeleri anlamına gelir. Çocuk kabul edilmek ve
onaylanmak ister. Eğer aile ortamı ona kendi benliğini tanıma özgürlüğü
veriyorsa sağlıklı bir biçimde olgunlaşma yolunda gelişir. Sevgi ve teşvik
görür. Yetişkinler tarafından dinlenir.
Yukarıda sıralanan ana baba tutumları arasında en sağlıklı ve başarılı olanı
“güven verici ve destekleyici” tutumdur. Ancak bu esnek yaklaşım içinde, özgürce
düşünüp karar verebilen, bu kararın sorumluluğunu yüklenen, bağımsızca hareket
edebilen, özgüveni olan bireyler yetişebilir. (Yavuzer, 2004, s. 28-31,33,34)
Aile üyelerinin ilişkilerinde bir uzaklaşma, bağlarda bir gevşeme ve izolasyon
arttıkça depresif duygular ve intihar potansiyeli de artmaktadır. Tek bir
değişkenden ziyade birden fazla değişkenin etkileşimi intihar potaniyelinde rol
oynamaktadır, özellikle varolan durum ailenin dengesinde bir bozulma meydana
getiriyorsa risk artmaktadır.
İntihar davranışı gösteren gençler bozuk aile ortamlarından gelmektedir,
özellikle gençlerle yapılan çalışma sonuçları mutsuz, dengesiz çatışmalı bir ev
ortamının varlığı konusunda birleşmektedir. Literatürde intihar girişiminde
bulunan kişilerin aile öyküsünde ruhsal bozukluklar, alkol kötüye kullanımı,
intiharlar, ana baba arasında uzun süreli vurucu kırıcı ilişkiler sıklıkla
bildirilmektedir. İntihar girişimi olan gençlerle yapılan çalışmalarda ana-baba
arasındaki çatışmaların yoğun, çocuk yetiştirme tutumlarının tutarsız olduğu
bildirilmektedir. Gençler ise sorunlarını aileleri ile paylaşamadıklarını,
aileden destek göremediklerini ve iletişim güçlüklerini bildirmişlerdir.
Gençlerin ana babaların sert, sevgisiz, red edici olarak algıladığı
görülmektedir. Özellikle aile ortamında ana-babanın vurucu kırıcı davranışları,
ana ya da baba da alkol bağımlılığı ve cezalandırma yöntemi olarak dayağın
kullanımı saptanmıştır. (R Palabıyıkoğlu, İntihar Davranışında Ailenin Rolü ve
önemi, Kriz Dergisi, 1993; 1(2):62-68)
Baskıcı – otoriter ailede çocuk kendilik algısı geliştiremez ve ya tamamen
bağımlı, itaatkar ya da herşeye karşı çıkan, asi bir birey olur. Bu da kişinin
özünden uzaklaşmasına sebep olur. Kendiliğimizi yaşamak için savaşsız bir ortama
ihtiyacımız vardır. Kendimizi ispat etmeye ve ailemize birşeyleri göstermeye
çalışmak bizi yine ailenin şartlarına göre davranmaya iter. Yani davranış
kalıbımızı aile tutumu belirler. Spontan bir gelişme kaydedemeyiz. İlerki
yaşamımızda da hayatımızın yaşanabilirliğini, çevremizde sürekli anne ve baba
modelleri yerine koyacağımız insanlar olması ve onlarla savaşmak belirler. Çünkü
öğrendiğimiz budur. Bu kısır döngü yalnızca artık kendimiz olmaya karar
verdiğimizde yok olur.
Jacques Peuchet diyor ki, “Baskıcı ana babaların ve amirlerin kendilerine tabi
olan kişilere kötü muamele etmelerinin, adaletsiz davranmalarının, gizli
cezalandırmaların, sinirli, çok kolay heyecanlanan, derin duyguları olan tutkulu
insanların ölüm arayışına sürükleyen çaresizliğin temel nedenleri arasında
olduğunu keşfettim.” (Marx, 2006, s.13)
Haluk Yavuzer, Ana-Baba ve Çocuk, İstanbul, 2004, Remzi Kitabevi
Karl Marx, İntihar Üzerine, Der. Barış Çoban, Zeynep Özarslan, İstanbul, 2006,
Yenihayat Yayıncılık
Melek Bengü Şahin
|