Hakkında


Psikologlar.org, psikologlara yönelik içeriğe sahip olan bir sitedir. Sitemizden, psikologlara yönelik eğitim duyurularına, psikolojiyle ilgili haberlere, Türkiye'deki "psikoloji bölümleri" gibi bir çok içeriğe ulaşabilirsiniz. Bunlara ek olarak, psikologlar için yazılmış bazı programlara (Mmpi Değerlendirme Programı gibi) ücretsiz olarak sahip olabilirsiniz.

Psikologlar.org'un Türk Psikologlar Derneği ile herhangi bir bağlantısı yoktur.

Yüklemlemeler


Bir çok insan olayların bir nedenden dolayı meydana geldiğini düşünür. Olaylara bir şey neden olmuştur. Düzenli ve öngörülebilir bir hayat için insanlar olaylara nedenler yüklerler. İnsanların nasıl yüklemleme yaptığı, niçin yaptığı, hangi koşullarda yapıp yapmadıkları yüklemleme kuramının konusunu oluşturmaktadır.

Yüklemleme Kuramları

Sosyal psikolojide, yüklemleme süreçleri ile ilgili tek ve bütünsel bir kuram yerine, bir çok mini-kuramlar vardır.

Heider'in naif bilim adamı

Heider insanları naif bilim adamları olarak görür. İnsanlar sezgisel olarak, etraflarındaki olayların nedenlerini çıkarsarlar. Ortada hiçbir nedensel ilişki olmasa da, insanlar doğal olarak dünyayı neden ve sonuç ilişkileri seti olarak görürler. Nesnelerin ve olayların neden ve sonuç ilişkileri halinde düzenlenmesi sonucunda bilişsel yapımızda bir nedensel sistem oluşur. Heider'e göre, bir nedeni ve onun etkisini algısal bir birim (ünite) olarak algılama eğilimindeyizdir. Bazı nesneler ve olaylar diğerlerine oranla daha kolay kombine olurlar; özellikle de nesne yada neden bir insan eylemci ve olay yada etki sosyal davranış ise. Birim algısının iki önemli belirleyicileri benzerlik ve yakınlıktır. Sezgisel nedensel sistemlerimizde iki olay uzak olmaktan çok yakın iseler daha büyük ihtimalle nedensel olarak bağlantılı görüleceklerdir.

Nedensel sonuç çıkarmanın iki prensibi önemlidir. İlk olarak, insanlar çok yönlü nedenlere atıfta bulunmak yerine tek bir nedene atıfta bulunma eğilimindedirler. İkinci olarak, davranışın nedenleri aktöre yada aktörün dışında, duruma ait bir yere atfedilebilir. Aktörün içindeki nedenler kişisel (dispositional) ve aktörün dışında olanlar ise durumsaldır. Heider'e göre aktörler kendi davranışlarının durumsal nedenler tarafından etkilendiğindedirler. Gözlemciler ise bir aktörün davranışını aktörün içsel özelliklerine atfetme eğilimdedirler.

Uyuşan Çıkarsamalar

Jones ve Davis'in (1965) öne sürdükleri bu kurama göre belirli durumlarda insanlar kişilerin niyetlerinin ve mizaçlarını (disposition) hareketlerine uygun olarak çıkarsama eğilimindedirler. Bir gözlemci, bir aktörün davranışını gözlemlediğinde şunlar olur: ilk olarak, gözlemci, davranışın yada en azından davranışın bazı etkilerinin aktör tarafından niyet edilip edilmediğine karar vermek zorundadır. Eğer davranış ve etkileri kazayla olmuş olarak değerlendirilirse bilgi verici olmazlar, gözlemciye aktör hakkında hiçbir bilgi vermezler. Gözlemciler, aktörün davranışlarından olabildiğince bilgi edinmeye çalışırlar.

Jones ve Davis uyuşan çıkarsamalar yapma sürecini etkileyen üç faktörden söz etmişlerdir: sonuçların arzulanırlığı, yaygın olmayan etkiler ilkesi ve hedonik ilgililik ve personalizmin motivasyonel değişkenleri.

Sosyal olarak arzu edilen davranışlar sosyal olarak arzu edilmeyen davranışlardan daha az bilgi vericidirler. Bir davranışın sosyal olarak arzu edilen davranış olması normlara uygun yada beklenen davranış olması demektir. Böyle bir davranışı gözlemek gözlemciye hiçbir bilgi vermez çünkü davranışın oluşunu açıklamak için çeşitli alternatif nedenler vardır. Davranışın yapılma nedeni aktörün iyi bir insan olması (içsel atıf) olabileceği gibi, bu davranışın yapılması en doğru olan yada yapılması beklenen davranış olmuş olması (dışsal/durumsal atıf) olabilir.
Uyuşan çıkarsamaların ikinci önemli belirleyicisi yaygın olmayan etkiler ilkesidir. Bu, aktörün çeşitli davranışsal alternatifler içinden kendi seçimini yapabiliyor olması anlamına gelir. Bu tür durumlarda davranış bilgi vericidir. Eğer aktör bir çok olası davranış arasından benzeri olmayan yada yaygın olmayan bir davranışı seçerse bu davranış aktör hakkında bilgi verici olur ve gözlemci aktörün kişiliği (disposition) hakkında uygun çıkarsamalar yapabilir.
İlk iki ilke bilişsel ilkelerdir fakat üçüncüsü motivasyoneldir ve iki ilgili yapısı vardır: hedonik ilgililik ve personalizm. Gözlemci için hedonik olarak ilgili olan eylem sonuçları gözlemciyi etkileyen eylemdir. Personalistik eylemler ise hedonik olarak ilgili olan eylemlerin bir alt setidir.

Birlikte Değişim Modeli

Bu model Kelly (1967) tarafından öne sürülmüştür. Buna göre, iki olayın nedensel olarak bağlı kabul edilebilmesi için bu iki olayın da birlikte değişiyor olması gereklidir. Eğer iki olay birlikte değişmiyorsa nedensel olarak bağlı olamazlar. Birlikte değişimi belirleyen üç faktör vardır: tutarlılık, ayırt edicilik ve konsensus. Tutarlılık, bir kişinin aynı uyaranlara yada benzer uyaranlara farklı zamanlarda aynı şekilde tepki verip vermediği anlamına gelir. Ayırt edicilik, aktörün diğer farklı uyaranlara da aynı şekilde davranıp davranmadığı yada aktörün tepkisinin farklı uyaranlar arsında farklılaşıp farklılaşmadığıdır. Konsensus aktörün davranışının bir özelliği değildir; diğerlerinin davranışlarının bir özelliğidir. Birlikte değişim modeline göre gözlemciler, aktörün farklı zamanlarda aynı şekilde mi (tutarlılık yüksek) yoksa farklı şekillerde mi (tutarlılık düşük) davranacağına, aktörün farklı uyaranlara benzer tepkiler mi göstereceğine (ayırt edicilik düşük) yoksa sadece belirli bir uyarana tepki verirken mi bu şekilde davrandığına (ayırt edicilik yüksek) ve aktörün bir çok diğer insanla aynı şekilde mi davranacağına (konsensus yüksek) yoksa farklı mı davranacağına (konsensus düşük) karar verirler.
Bu üç boyutun farklı kombinasyonları, davranışın nedenleri hakkında farklı yüklemlemeler yapılmasına neden olur. Tutarlılık yüksek, ayırt edicilik ve konsensus düşük olduğunda büyük ihtimalle bir içsel atıf yapılacaktır. Tutarlılık yüksek, ayırt edicilik yüksek, ve konsensus düşük olduğunda da büyük bir ihtimalle dışsal/durumsal bir yüklemleme yapılacaktır. Diğer kombinasyonlar daha az net olan yüklemlemelere neden olurlar.

Birlikte değişim modeline daha sonradan iki önemli faktör daha eklenmiştir: azaltma ve artırma. Bir olayın bir çok nedeni olabilir. Bazen bir çok mantıklı nedenler birlikte vuku bulur fakat bazılarının daha olası olması beklenir, bazılarının daha az olası olması beklenir. Eğer etki, engelleyici (inhibitory) nedenlerin varlığında vuku bulursa o zaman artan neden güçlü olarak değerlendirilir.

Atıf Yanlılıkları

Lau ve Russel (1980), insanların beklenenden çok beklenmedik bir sonuçla karşılaştıklarında daha fazla nedensel yüklemlemeler yaptıklarını öne sürmüşlerdir. İnsanlar gerçekte, etraflarındaki olaylar hakkında eş zamanlı olarak yüklemlemelerde bulunmazlar, en azından bu olaylar beklenmedik yada negatif olduğunda. Sosyal hayattaki yaygın, rutin, günlük olaylarda insanlar muhtemelen düşünmeden, otomatik olarak davranırlar. Bununla birlikte bazı durumlarda insanlar nedensel yüklemlemeler de yaparlar. Eğer gerek duyarlarsa başlarından geçen olaylar için nedensel yüklemlemeleri genelleyebilirler. Böyle bir durumda yüklemleme kuramı iyi formüle edilmiş bir kuram olmaktan uzak görünür.
Jones ve Davis'in uyuşan çıkarsamalar kuramında, hedonik olarak daha fazla ilgili olan yada personalistik bir eylem daha büyük bir olasılıkla aktörün takip edeceği uyuşma çıkarsaması olacaktır. Hedonik ilgililik ve personalizm motivasyonel faktörlerdir ve bu da yapılacak yüklemlemelerin normal, rasyonel kurallara uygun yüklemlemeler olmayacakları ihtimalini yükseltmektedir.

Temel Atıf Hatası

Temel atıf hatası, atıfta bulunan kişilerin durumsal faktörlerin etkisini küçümsemeleri ve kişisel faktörlerin etkisini abartmalarıdır. Jones ve Harris (1967) bu konuyla ilgili bir çalışma yapmışlardır. Bu araştırmada gözlemci deneklerden Fidel Castro ile ilgili yazılar yazan bazı kimselerin gerçek tutumlarını tahmin etmeleri istenmiştir. Bu kişilerin tutumları hakkında yapılan atıflar incelendiğinde şu sonuç bulunmuştur: Castro yanlısı yazı yazan kimseler gerçekten Castro yanlısı, Castro'nun aleyhinde yazı yazanlar da gerçekten Castro karşıtı olarak değerlendirilmiştir. Yazıyı yazan kişinin yazıda ne tür bir tutum takınacağını seçme hakkı olmadığının bilinmesi durumunda bile kişisel/içsel atıflar yapılmıştır. Yazıları yazanların belli bir tutumu seçmeye zorlanmaları durumunda dahi gözlemciler, kişisel özelliklerin durumsal koşulların etkisinden (ne tür bir yazı yazılacağının seçilememesi) daha önemli olduğu sonucuna varmışlardır. Yani bir kimsenin içinde bulunduğu durumun, sosyal ortamın gereklerini göz ardı edip davranışı salt kişisel özelliklerle açıklama eğilimi vardır.

Aktör-Gözlemci Etkisi

Aktörlerin kendi davranışlarını dış etkenlere bağlı olarak açıklama, gözlemcilerin ise aynı davranışları aktörlerin sabit kişisel özelliklerine bağlı olarak açıklama eğilimleri vardır.
Yapılan çalışmalar sonucunda ulaşılan iki önemli sonuç vardır: birincisi, durumsal ve kişisel yüklemlemeler birbirleriyle ters yönlü olarak çeşitlenmezler, her ikisi de hem gözlemciler hem de aktörler tarafından davranışın önemli nedenleri olarak görülebilirler. İkinci olarak, bir çok deney aktörün ve gözlemcinin yaptıkları yüklemlemelerin farklılaştığını kanıtlasa da aktörlerin durumsal nedenleri ve gözlemcilerin kişisel/içsel nedenleri tercih ettikleri kanıtlanamamıştır.



TAH ve AGE ile ilgili yapılan açıklamaların çok az bir kısmı desteklenmiştir. Bu yanlılıkları açıklayan iki tür açıklama vardır. Birinci açıklamalar, aktör ve gözlemcinin perspektifinin veya içeriğinin farklılaşmasını açıklayan psikolojik mekanizmalara ve süreçlere dayanıyor. İkinci tür açıklamalar TAH ve AGE'nin etkilerini değişken sosyal, kültürel, ideolojik süreçler olarak değerlendirir. Bu tür hataların modern, endüstrileşmiş, batılı bireyin yapıları olduğunu öne sürer.

Bireysel açıklamalar: Storms'a göre (1973) aktörle gözlemcinin davranışı farklı şekillerde açıklamalarının nedeni davranış hakkında edindikleri bilginin farklı olabilmesi yada aynı bilginin farklı şekillerde işleniyor olması olabilir. Yapılan araştırmalar davranış hakkındaki bilgi farklı açılardan sunulduğunda yüklemlemelerin değiştiğini göstermiştir. Aktörler kendilerinin ne yaptıklarından çok etraflarını yani durumu görüyorlar. Gözlemciler ise daha baskın olarak aktörü örüyorlar. Dolayısıyla aktörden ve gözlemciden aynı olayı açıklamaları istenildiğinde farklı açıklamalar yapıyorlar, davranışın kendileri için baskın olan tarafını görüyorlar.
Semin ve Fiedler (1988) olaylar hakkında bilgi içeren 4 dilsel kategorinin varlığından söz etmişlerdir. Bunlar tanımlayıcı eylem fiilleri (örneğin A, Bile konuşuyor); yorumlayıcı eylem fiilleri (örn. A, B' ye yardım ediyor); durum fiilleri (örn. A, B'den hoşlanıyor) ve sıfatlar (örn. A dışadönük bir kişi). Sıfatlar, tanımlayıcı eylem fiillerine göre bir insan hakkında daha fazla bilgi içerirler ve bu nedenle daha fazla içsel yüklemlemelere neden olurlar.
Üçüncü tip bir bireysel açıklama da motivasyonel faktörlere dayanır. Jones ve Davis'e göre (1965) gözlemcinin hedonik olarak ilgili ve personalistik olarak yargıladığı hareketler diğer hareketlere oranla daha fazla uygun çıkarsamalar üreteceklerdir. Hedonik ilgililik ve personalizm motivasyonel özelliklerdir. Benzer olarak, Miller ve Norman (1975) içsel/kişisel yüklemlemelerin, aktörün davranışlarını öngörme arzusu veya ihtiyacı nedeniyle pasif bir gözlemciden çok, aktif bir gözlemci tarafından yapılmasının daha olası olduğunu öne sürmüştür.

İdeoloji: AGE ve TAH insanların bilişsel yapılarının kaçınılmaz bir sonucudur. Çünkü aktör kendisini bir takım uyaranlara tepki veriyor olarak algılar, durumu ve uyaranları algılar. Gözlemci ise aktörü davranışın kaynağı olarak algılar. Miller (1984) orta sınıf Amerikalı ve Hintli deneklerle bir çalışma yapmıştır. Denekler 8,11,15 yaşlarında çocuklardır. Sonuçta Amerikalıların davranışları kişisel özelliklere, Hintlilerin ise durumsal nedenlere atfettikleri bulunmuştur. Bu durum her iki kültürde de yaşla birlikte artmaktadır. İnsanlar nasıl yüklemleme yapacaklarını öğrenmektedirler. Ayrıca bireysel farklılıklar ve motivasyonel farklılıklar yüklemlemeleri etkilemektedir.

Benliğe hizmet eden (self-serving) yanlılıklar

Sahte konsensus etkisi: İnsanların kendi fikirlerini, inançlarını, tutumlarını aşırı değerli görme eğilimidir. İnsanlar kendi fikirlerinin kabul edilebilirliklerini yüksek görürler. Buna neden olan 4 mekanizma olduğu öne sürülmektedir. Birincisi, erişilebilirliktir. Bizimle aynı fikirde olan kişilerle ilgili bilgiler bellekten daha kolay çağrılır. Böylece fikirlerimizin yaygın olduğunu düşünürüz. İkincisi baskınlıktır. Bir uyaran veya referans nesnesi ortamdaki diğer uyaranlardan daha baskın görünür. Kendi pozisyonumuza odaklandığımızda diğer görüşler dikkatsel artalana atılır ve daha az değerlendirilir. Üçüncü açıklama sahte konsensus etkisinin yanlı değil rasyonel olduğunu savunur. Aktör-gözlemci etkisinin bir başka ifadesidir. Eğer aktörler kendi davranışlarını durumsal nedenlere atfetme eğilimindeyseler o zaman diğerlerinin de aynı durumsal güçlerin öznesi olduklarında yüksek derecede davranışsal konsensus beklemeleri mantıklıdır. Dördüncü tip açıklama öz-saygı ile ilgilidir. Sosyal konsensus kişiye sosyal destek ve değer kazandırır.

Sahte eşsizlik (benzersizlik) etkisi: İnsanlar yeteneklerinin eşsiz ve görüşlerinin yaygın olduğuna inanma eğilimindedirler. Bunu açıklamaya çalışan iki açıklama vardır. Birinci açıklamaya göre, insanların kendi çabalarını abartmalarının nedeni bu bilgilerin bellekte daha kolay erişilebilir olmasıdır. İkinci açıklamaya göre ise, insanlar bilgiyi seçici olarak kodlar ve hatırlarlar çünkü lehteki bilgi öz-saygıyı artırır.

Başarı ve başarısızlıkla ilgili atıflar: İnsanlar başarının sorumluluğunu üzerlerine alırken, başarısızlığın sorumsuzluğunu reddederler. Bu konuyla ilgili hem bilişsel hem de motivasyonel açıklamalar vardır. Bilişsel mekanizmalar dikkatin selfe yada dışarıya odaklanması ve bilgisel erişilebilirliktir. Motivasyonel açıklamaya göreyse başarının sorumluluğunu kabul edip başarısızlığınkini reddetmek insanın iyi hissetmesini sağlar.

Depresyon: Olumlu benlik saygısının iyi ve olumsuz benlik saygısının kötü, disfonksiyonel, anormal olduğu söylenir. Kronik düşük benlik saygısının sonuçlarından biri de depresyon olabilir. Depresyondaki kişiler hataları ve olumsuz olayları içsel, kararlı ve evrensel nedenlere atfederler. Araştırmalar atıf stili ile depresyon arasında önemli bir bağlantının olduğunu bulmuştur.
Depresif insanların kendi performansları hakkında diğer insanlara oranla daha gerçekçi yüklemlemeler yaptıkları bulunmuştur. Depresif insanlar kendilerini diğerlerinin onları gördükleri gibi görmektedirler. Depresif olmayan insanlar ise kendilerini diğerlerinin gördüklerinden daha iyi görmektedirler.

Atıf Kuramlarının Eleştirileri

İlk olarak TAH'nı ve AGE'ni destekleyen kanıtlar çok güçlü ve açık değillerdir. İkincisi, atıf kuramları sadece bireysel ve bireyler arası düzeylerde yapılandırılmıştır. Kişisel farkların ve ilişkilerin yüklemlemeyi nasıl etkilediği üzerinde durulmamıştır.
Atıf kuramları aşırı bireyselci ve bilişseldir. Ayrıca batı kültürü dışındaki insanların bu modellere uymadığı da bir gerçektir. Kültürel farklılıklar göz ardı edilmiştir.