Hakkında


Psikologlar.org, psikologlara yönelik içeriğe sahip olan bir sitedir. Sitemizden, psikologlara yönelik eğitim duyurularına, psikolojiyle ilgili haberlere, Türkiye'deki "psikoloji bölümleri" gibi bir çok içeriğe ulaşabilirsiniz. Bunlara ek olarak, psikologlar için yazılmış bazı programlara (Mmpi Değerlendirme Programı gibi) ücretsiz olarak sahip olabilirsiniz.

Psikologlar.org'un Türk Psikologlar Derneği ile herhangi bir bağlantısı yoktur.

Bilinç



Bilinç, zihin ile aynı şey olmasa da, bir çok yönü ile kavramsal olarak ona bağlıdır. Bilinci açıklamak zihni de açıklamamız gerekmektedir. Algılama, hissetme, arzu etme, niyet etme, düşünme ve hatırlama gibi karmaşık zihinsel eylemlerimiz insan bilincinin paradigmatik örnekleridir. Bilinç, bunlardan bağımsız olarak var olamaz.


Bazı filozoflar, bilinçli zihinsel süreçlerimize "ayrıcalıklı erişim" ya da "anında farkındalık" adını vermişlerdir. Örneğin, karnımızın ağrıdığını biliriz, yada bir kedi almak istediğimizi biliriz. Kendi algılarımızın, hislerimizin, arzularımızın, niyetlerimizin, hatırlamalarımızın vb. varlığını ve karakterini anlamaya (infer) ihtiyaç duymayız. Bu tür şeyler self-presenting dir. Bu ikinci-düzey bilinç daha fazla yada az kısıtlı, odaklanılmış ve net olabilir. İkinci-düzey bilinçlilik, self-bilinçle kastedilen şeydir ve insan zihnini hayvanlarınkinden ayıran şey olarak vurgulanır. Buna "içebakış" yada "içsel his" (inner sense) denilir ve zihnimizi aramamıza yarayan bir ışığa benzetilir.

İçebakışsal ikinci düzey bilinçli deneyimlerimiz gibi zihinsel süreçlerimizin kendini temsil eden doğasının altında yatan nedenleri açıklayan nörofizyolojik durumlar da vardır.  "Blindsight" adı verilen ve "amnezi sendromu" olan hastalarla yapılan çalışmalar buna örnek teşkil etmektedir. Bu hastaların, öğrenme ve çeşitli performanslar sergileme kapasiteleri vardır fakat bunları yaptıklarının farkında değilmiş gibi gözükmektedirler. Normal algısal ve bilişsel yeteneklere sahip bir amnezik hasta, anı anına bazı şeyleri hatırlayamıyor olabilir. Görsel girdilerin algılandığı bölge olan serebral kortekslerinde hasar olan blindsight vakaları görsel alanlarının bir bölümünü tamamen görememektedirler. Bu hastalardan bazıları herhangi bir görsel algılama olmaksızın, bu göremedikleri alandaki bazı basit paternleri ayırt edebilmektedirler. Kendilerine sorulduğunda, kör noktada bulunun şeyler hakkında sorulan soruların cevaplarını yalnızca tahmin ettiklerini söylemektedirler. Psikolog Larry Weiskrantz bilinçteki bu bilgi kayıplarını, seri bilgi işlemleme zincirini kontrol etme kapasitesi olan bir izleme (monitoring) sistemi ile olan bağlantı kaybı ile açıklamaktadır. Ona göre bilinçliliği oluşturan da, bu tanımlanmamış sistemdir. Akla bu sistemi kimin kullandığına ilişkin bir soru gelmektedir. Bu sistemi yöneten başka bir sistem daha mı vardır? Böyle ise bilinci yöneten bir sistemin işleyişi nasıl açıklanabilir? Bu soru yanıtlansa bile, bu mekanizmanın tanımlaması bilincin kendi doğasını değil, bazı nedensel nöral durumları açıklayabilecektir.

Ortada bir bilinç söz konusu olunca bu bilince sahip bir öznenin varlığından da söz etmek gerekir. İster insan isterse kedi, maymun yada yarasa gibi başka bir canlı olsun, özne için "içeriden gelen" (from the inside)  bir şey söz konusudur. Bilinç, içsel bir yaşamı olan bir tür özne içermekte ve gerektirmektedir. Bir yarasa yada bir kedi gibi olmanın ne demek olduğunu anlayabilmemiz çok zor gözükmektedir.

Bir öznenin bilinç durumları bazı niteliklerde ve şiddetlerde çeşitlilik gösterebilir. Uykuya daldığımızda tamamen ayık olduğumuza göre daha az bilinçli olduğumuzu biliriz. Bilinçliliğin derecelerini ortaya çıkaran çeşitli kriterlere sahibizdir. Bazen bunlar diğerlerinin görünüşlerini ve davranışlarını incelememizden oluşan basit gözlemlerden oluşabilir. Bazen de doktorların kullandıkları Glasgow Koma Ölçeğinde (3 ile 15 arasında bir puan alınabilir) olduğu gibi klinik saptamalar içerebilir. Bu ölçekte çeşitli motor tepkiler, sözel yetenekler vb. ölçülür.

Bilincin düzeyleri fikri problematik görünmemektedir. Fakat bilincin nerede bittiği ve başladığı sorundur. Düşüncelerimizin, niyetlerimizin, arzularımızın bilinçli olanlar olduğunu farzederiz. Bir düşünce, niyet yada arzu bilinçsiz olmaktan çok bilinçlidir ve bizim deneyimlerimize dayanır. Aynı tip düşünce, niyet yada arzular belli zamanlarda dikkatimizin odağında olurken bazı zamanlarda olmaz. Bu yolla etrafımızda dolaşıyormuş gibi görünürler. Ama bütün zihinsel olaylar, eylemler ve süreçler eşit derecede hareketli gözükmezler. Örneğin belirli şiddetteki hislerin ve duyguların, kanal cerrahisinde hissedilen acı da olduğu gibi, kaçınılmaz olarak bilincinde oluruz. Ve böyle bir acının daha sonra hatırlanması aynı hissi veremez. Bilinçli ve bilinçsiz zihinsel olayların veya durumların arasındaki zıtlık bizim duyusal-bilişsel-duygusal repertuarımıza tam olarak uygulanamaz. Bu, bizim bilinçsiz kavramlar, düşünceler, kurallar yada prensipler olup olmadığını sorgulamamıza yol açar. Plato, Descartes ve diğerleri, insan öğrenmesinin doğuştan gelen çeşitli fikirlerin ve prensiplerin bilinçsiz bileşiminden oluştuğunu söylemişlerdir.fakat on yedinci yüzyılda empirisist filozof J. Locke, bilincinde olmadığımız düşüncelerin var olduğunu söylemenin çelişkili olacağını söyler. Rasyonalist Leibniz bilinç dışı zihinsel prensiplerin bilgiyi edinmemizde bir rol oynadığını söylemiştir. Ona göre mantık aritmetik ve geometri aksiyomları donanımı ile dünyaya gelmişizdir. Ve bu tür prensipler bizim diğer akıl yürütmelerimizin içerisine dahildir. Bu fikirler vardırlar ama gözükmezler. Çağdaş dil bilimci-filozof Noam Chomsky dil kazanım sürecinin altında yatan bilinçdışı, söz dizimsel kuralların varlığından söz eder. Ve bunların bir çoğu bilinçli eylemlerimize doğrudan girmez.

Bilinçli ve bilinçsiz organizmalar yada sistemler arasındaki çizginin nereye çizileceği konusunda bir konsensus sağlanamamıştır. Bilincin insanoğlunda ve diğer hayvanlarda açıkça var olduğu, bazı düşük seviyeli organizmalarda tartışmalı bir şekilde var olduğu ve inorganik varlıklarda kesinlikle var olmadığı söylenmektedir. Fakat günümüzde algılama, düşünme ve anlama gibi süreçlerin bazı inorganik makinelerde var olduğu bilinmektedir. Bu çalışmalar insanın bilişsel süreçlerinin özünün fiziksel sembol manipülasyonlarından oluştuğu fikrini göstermektedir. Fakat bilgisayarlar onları kullanan bilinçli bir insan olmadan çok fazla bir şey  yapamazlar. Bir hesap makinesi yada çok gelişmiş bir bilgisayar bir kremadan yada ataçtan daha bilinçli değildir. Eğer bilinçli ve akıllı bir robot yapabilmek mümkünse bunun robot için "içeriden" (from the inside) olması gerekir. Yani  kedi ve yarasa  olayında olduğu gibi buna doğrudan erişebilmemiz mümkün değildir. Epifenomenolojizm bilincin varlığını kabul ederken bizim davranış örüntülerimizdeki nedensel rolünü reddetmektedir. Bilinç  yol yapım çalışmalarında bayrak tutan bir kişi gibi çalışır. Vardır ama bir iş yapmıyordur. Davranışçılık, zihni çeşitli şekillerde yapılan davranışlarla açıklamaya çalışır. Davranışçılığın bu yaklaşımına itiraz olarak şu şaka söylenmektedir: bir davranışçı yolda başka bir davranışçıya rastlar ve şöyle der: "sen iyi hissediyorsun. Ben nasıl hissediyorum?" aslında görünüşümüze ve davranışımıza bakmadan genellikle nasıl hissettiğimizi biliriz. Eliminatif materyalizm bilinç durumlarımızı Epifenomenolojizmden ve davranışçılıktan daha radikal bir şekilde alır. Bu yaklaşıma göre bilincin doğası nörofizyolojiktir: acı içerisinde olmak, kırmızı görmek, kaygılı hissetmek ve benzeri süreçler gibi.